Trompet deyince…

25 Mayıs
2008

Caz alemiyle az çok tanış olmuş her insanın bildiği bir isim vardır: Miles Davis. Gelmiş geçmiş en iyi cazcıdır da denir, tanrının insanlığa bir lütfudur vs. vs. Abartmanın lüzumu yok, evet iyi cazcıdır. Hatta en iyi cazcıdır yeterli olur sanıyorum. Miles Davis 13 yaşında başladığı trompet hayatına 1991 de 65 yaşında son verirken geride çok çok sağlam bir kariyer ve (single’ları vs. de ekleyince) 100 ün üzerinde albüm bıraktı.

Bu cazla haşır neşir olmuş herkesin bildiği gördüğü bir hayat hikayesi, ama arkalarda bir yerlerde kalmış pek kimsenin bilmediği bir isim daha var: Freddie Hubbard. Miles Davis kadar popüler olmayan, onun yarısı kadar bile albüm sahibi olmayan Hubbard, genelde band leader olmak yerine sideman olmayı seçmiş ve kimi caz sever tanıdıklarım tarafından Davis’e farkatar yetenekte olduğu iddia edilen bir cazcıdır. Şahsi görüşüm bu iki cazcıyı karşılaştırmamın biraz yanlış olduğu yönünde, çünkü ikisininde müzisyen yetenekleri hakikaten üst seviyede, o yüzden bir şahin le ferrari karşılaştırması gibi değil, porsche mi ferrari mi karşılaştırması gibi geliyor bana. Sonucu olmayan bir karşılaştırma haliyle. Her ikiside üstün birer yetenek.

Ama bu karşılaştırmadan çıkarabileceğim bir şey var ki o da; Freddie Hubbard’ın sideman olmayı tercih ederek eşsiz yeteneğini kendi kendine örtbas ettiği, çünkü caz müziğinde gruplar (trio, quartet…) her zaman için liderleri ile anılırlar. LP’lerin kapağında liderin adı yazar. O yüzden tanınmak ve keşfedilmek için biraz öne çıkmak gerekiyor her zaman.

Yorumlar kapalı.

başa dön