Uzun bir zamandır aklımı kurcalayan bir konu olan “teknolojinin sonu” ile ilgili birşeyler karalamayı düşündüğüm bu günlerde tesadüf eseri konunun farklı bir tarafıyla incelendiği bir kitaba rastgeldim. Kitabın adı (kendi çevirim ile) “The Singularity is Near” / “Tekillik kapıda”, Türkçe çevirisi olmayan kitap şu zamanlarda ABD de best-seller durumuna gelmiş bile. Konunun farklı taraflarından hareketle benim saptadığımdan farklı bir sonuca ulaştığını gözlediğim kitapta (tam olarak bitirince kitabı kesinleşecek bu görüşüm) ortak bir düşünce noktamızı farkettim. Benim kıyamet dediğim, kitabın yazarı Ray Kurzweil’in tekillik dediği olayın ana temelinde yatan döngü ortak noktamız: Kurzweil’e göre “the law of accelerating returns”, benim adlandırmama göre “sürekli artan çıktılar kanunu”.
Teknoloji ile bunca zamandır beraber ve içiçe yaşamış birisi olarak zaman içerisinde kendi kendime oluşturduğum bir sistematikti aslında bu, Kurzweil olayın çok farklı boyutlarını ele almış ancak ben daha basit düşünme taraftarıyım ki konu basitçe söyle: Bir üretim sürecinde teknoloji girdisi her zaman için çıktıyı artıran bir olgu olarak düşünülür. Örneğim bir X fabrikasındaki kullanılan sermaye yapısı (iktisadi açıdan düşünülen sermayeden bahsediyorum, makina teçhizat vb.) teknoloji ile geliştirildiğinde oluşan çıktı sayısı artan yönde olacaktır. Hatta giren teknoloji miktarının çıktı üzerindeki yaptığı fazladan artışın bir çarpanla adlandırılığını da hatırlıyorum (çok alakadar olamadan verdiğim) iktisat bölümündeki derslerimden. Şöyle düşüne biliriz, bir t kadar ek teknoloji yatırımının çıktı olarak toplam hasılada yaptığı ek artış a ΔR dersek ΔR/t nin bir den büyük olması durumu teknolojinin hızlandıran bir çıktı yarattığı anlamına gelir elbette. Bu durumda oluşan çıktınında bir teknoloji ürünü olduğunu varsayarsak durum ne olacak?
Yani işbu işletme teknoloji üreten bir işletmeyse çıktıdaki artışların girdi olarak kullanıldığı bir işletme, mesela: yazılım sektörünü ele alalım. Bir X programı yaratan firma bu X programını kendi yazılım geliştirme sürecinde kullanıyorsa ve bu teknoloji girdisinin hızlandırma katsayısı yukarıdaki basit hesapla bir’den büyük ise ne olacaktır. Basit bir cevapla logaritmik bir büyüme eğrisine sahip olacaktır. Bu konuda Moore Yasası‘nın güzel bir örnek olduğu söylenebilir. Intel’in kurucularından olan Gordon Moore’un 1965 yılında ortaya attığı görüşe göre; (önceleri 12 ay olarak söylendiği iddia edilen sonra 24 ay olarak söylendiği kabul edilen) süre içerisinde işlemcilerin 2 kat daha fazla bileşen içereceği, -kaba tabiriyle- iki kat daha hızlı çalışacağını savunulmuştur. Moore bu fikrini artık kendisi bile kabul etmiyor olsada mantık genel olarak bu şekilde işlemektedir. Düşünüldüğünde daha önceleri yüzyıllar alan teknolojik gelişmelerin artık günler aldığı gözönüne alınırsa, sürekli artan çıktının teknoloji sektöründe yüzyıllardır var olduğu söylenebilir. Moore yasasının tek sorun yaşadığı nokta bu veriyi ya da bilgiyi sayısal bir hale dökme çabasıdır. Çünkü sayısallaştığı zaman veri, bir kanun olma ve doğrulanma sürecine girmektedir. Bunun yerine çıktıların her daim arttığını savunmak daha mantıklı bir sistematik oluşturmaktadır.
Peki bu çıktıların sürekli artışı nerede son bulacaktır: Kurzweil le ayrıldığımız ana nokta burda başlıyor. Kitabı halen bitirmemiş olduğumu hatırlatır ve gidişata göre düzeltmeler yaparım belki ama; Kurzweil hardware odaklı bir gelişimin dışına pek çıkabilmiş gibi durmamakta. Çünkü işin içerisine nanoteknolojiyi de sokarak mesela bilgisayarların damarlarımızda dolaşabilecek kadar ufalmasından bizim içimizde bizim için çalışmalarından bahsetmiş, yani teknoloji katlanmasını halen bir hardware odaklı sonuçlandırmadan bahsediyor. Benim görüşüm biraz daha farklı, çünkü örneğin geçen yılla bu yıl arasındaki işlemci gelişim hızı K kat iken, X zaman sonra bu K kat gelişimin yıl değil saat yada saniye süreceği bir zaman dilimine geleceğimizi ikimizde kabul ediyoruz. Ancak bu çok kısa zaman dilimlerinde gerçekleşecek gelişimlerin bir hardware i bağımlı olması bana mantıksız geliyor. Benim düşüncem A.I. filminde çok güzel görselleştirilmiş bir şey aslında; filmin son 10 dakikasında bilmem kaç bin yıl sonra dünyaya geldikleri düşünülen yaratıklardan bahsediyorum. Kubrick le başlanıp Kubrick’in vefatından sonra Spielberg’in tamamladığı filmde kimin eseridir bilmiyorum ama tam benim görsellendiremediğim şeyi görsel bir hale getirdiklerine inandığım yaratıklar. Herhangi bir hardware’e bağlı değiller yer değiştirmek için bir araç ya da gerece ihtiyac duymuyorlar. Kendileri hardware gibi olan canlılar aslında. İletişim kurmak için konuşmaya ihtiyaç duymayan yaratıklar istedikleri teknolojik yeniliği eşanlı olarak yaratabiliyorlar.
İşte ancak böyle bir organizma öngördüğümüz düzeyde bir teknolojik gelişmeyi gerçekleyebilir. Bu düşüncem insanlığın böyle birer organizmaya dönüşeceğini anlamlandırırken belki Kurzweil’in görüşleri biraz daha erken dönemi gerçekliyor olabilir. Ama Kurzweil’in de düştüğü ana sıkıntı yine sayısal bir temellendirmeye gitme çabası, şöyleki; Kurzweil bazı hesaplamalar sonucunda bu hızla 2023 yılında insan beyniyle aynı kapasiteye sahip bir bilgisayarın 1000$ a alınabilecek bir duruma geleceğimizi düşünüyor. Bu anlamda insanlardan daha fazla kapiseteye bağlı cihazların üretimi, bir nevi makina evrimi ve insanlığın sonunun başlangıcı olarak bu tarihi düşünebilsek de, matrix vari bu sistematiğin insanın beyninin kapasite sınırını hesaplamaya kalkması noktasında derin bir çelişkiye düştüğünü gözden kaçıramayız. Keza bir insanın ayna olmadan kendinin göremeyeceği gibi aynı yapıdaki beynini kullanarak o beyin türü için bir kanıya sahip olma çabası anlamsızlığın ötesinde biraz salakça gelmekte bana. Bir bilgisayarın kendi kapasitesini hesaplarken kendisini kullanması gibi karmaşık bir şey. Kendi kapasitesi ışığında kendi kapasitesini hesaplayacak bu bilgisayarın evrensel bir doğruya ulaşması yine hesaplarken kullandığı kendi kapasitesinin sınırlarına bağlı değil midir?
O yüzden x yılında insandan daha yüksek kapasiteye bağlı bilgisayar üretimi yapılacağı düşüncesi kendi içerisinde yanlış bir düşünce olmakta benim için. X yıldan Y zamandan öte bir noktada bu logaritmik artan grafiğin sonsuza uzanacağınıda unutmamak lazım. Bu noktaya Kurzweil “tekillik” derken bunu yakın bir tarih olarak görüyor ve kitabının adı bu yüzden “tekillik kapıda” yaklaşık 15 yıl sonra, ben ise bu durumu kıyamet olarak görüyorum ki tarihi kesinlikle 2023 den çok çok uzakta. Çünkü anlattığım gibi insan beyninden daha yüksek kapasiteli bir bilgisayarın üretilmesi düşüncesindeki abukluk böyle bir tarihin başlangıçı yada belirleyicisi olamaz bana göre. Bunun yerine bu kıyamet olarak düşündüğüm andaki sıfır zaman ilerlemesindeki sonsuz teknolojik gelişmenin kullanılabilir ya da yaşanabilir olan bir olgu olması kesinlikle mümkün değil. Ama biraz geriye gelip düşünürsek sonsuza yakın teknolojik gelişmenin sıfıra yakın bir zaman diliminde gerçekleşmesi durumunun da yine yaşanabilir bir olgu olması mantıksız geliyor bana, yani evveliyatında bir durma noktası olacak kesinlikle. O yüzden grafiğin sonsuza eriştiği noktadan değilde algının algılayabileceği düzeyde bir artışa ulaşıldığı andan bahsediyorum. Burdaki algıdan kastım şu anki 5 duyu ile algılamak değil o zaman dilimindeki ulaştığımız algısal düzeydir tabi ki,
konuyla ilgili devam ederim bir zaman…
Yorumlar kapalı.